İslam’da Namaz var mıdır? Yoksa Salat-ı Daim mi vardır? Alevi Bektaşiler neden camiye gitmezler ?


“Gündüz şevk ile dünya işine,gece aşk ile ahiret işine bağlan.”
(Hünkar hacı bektaş veli)


İslam dairesi içinde en çok Alevi-Bektaşilere yapılan suçlama Namaz kılmadıkları üzerinedir. Oysa Kuran’da namaz kelimesi geçmez. Namaz kelimesi bize farsçadan geçmiştir.
Farsça namāz نماز “temenna, namaz” sözcüğünden alıntıdır. Farsça
sözcük Orta Farsça (Pehlevice veya Partça) aynı anlama gelen namaç
veya namāz sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Avesta (Zend) dilinde
nəmah- “temenna, ibadet” sözcüğü ile eş kökenlidir. Nihai anlamı
Sanskritçe námas-/namaskar ile aynıdır.
~ Sans namastē “sana boyun eğiyorum”, Hintçe selam sözü < Sans namas
नमस् boyun eğerek saygı gösterme, temenna etme → namaz “iki elin
ayalarını birleştirerek verilen Hint selamı” [ h (2007) ]
Önemli Not: Bu kaynak kayıtlara geçmiş ve bu kelimenin kullanıldığı
yazılı ilk kaynaktır. Kullanımı daha öncesinde sözlü olarak veya
günlük hayatta yaygın olabilir.Sanskritçe namastē “‘sana boyun
eğiyorum’, Hintçe selam sözü” sözcüğünden alıntıdır. Sanskritçe sözcük
Sanskritçe namas नमस् “boyun eğerek saygı gösterme, temenna etme”
sözcüğünden türetilmiştir. Daha fazla bilgi için namaz maddesine
bakınız. Kısaca Farsça da namaz meditasyon anlamına gelir.
Kuran’da Namaz kelimesi yerine Salåt kelimesi vardır. Kelime
Kur’an’da da farklı vurgular ve farklı anlamlarda kullanılmıştır. En
çok kullanıldığı anlam hiç şüphesiz şer’î namaz manasıdır. Bunun
dışında, Kur’an’da “dua ve istiğfar” (Tevbe 9/84, 103), “ibadet”
(Ma’ûn 107/4), “ibadethane” (Hac 22/40), “destek” (Tâhâ 20/14; Ahzab
33/43, 56; Maide 5/12), “din ve dindarlık” (Maide 5/58), “davet” (Hûd
11/87; Maide 5/106), “kulluk” (Lokman 31/31), “yaratılış amacına uygun
hareket” (Nur 24/41) anlamlarında kullanılır.Salat’ın Arapça’daki
karşılığı destek,hayır, dua, niyaz anlamlarına gelir.
Salât destektir
Salât duadır, dua ise edilen kimseye destektir. Kişi kendisi için dua
ediyorsa destek istiyor demektir. Salât istiğfardır, istiğfar af için
destek istemektir. Salât ibadettir, ibadet, kişinin imanına sunduğu
destektir. Salât davettir, davet kişinin dinine ve ait olduğu türe
desteğidir. Allah’ın kuluna salâtı, ona desteğidir. Şu âyette vahiy
Allah’ın desteği olarak sunulur: “O melekleri eşliğinde üzerinize
indirdiği (vahiyle) size salât eder ki, bu sayede sizi karanlıklardan
aydınlığa çıkarsın” (Ahzab 33/43).
“Şu kesin ki Allah ve O’nun melekleri Peygamber’e salât
ederler/desteklerler; ey iman edenler siz de ona salât
edin/destekleyin!” (Ahzab 33/56).
Salât’ın kök manası olan “destek”, Salât’a “dua”, “istiğfar” veya
“rahmet” manası vardır. Ayrıca “Allah Peygamber’e dua eder” veya
“salevat okur” şeklinde de anlayabiliriz. Âyette salât üç faile nisbet
edilebilir. Âyet salevat ile ilgilidir. Bazı meal sahipleri, yusallûne
fiilini yakra’ûne’s-salevate/yetlune’s-salevate gibi alarak, “salevat
okurlar” şeklinde mana verilebilr.
Hz. Musa’nın vahyi ilk aldığı Tuva vadisinde emredilen salât da
“destek ve çabayı seferber et” vurgusuyla kullanılsa gerektir: “Artık
sadece bana kulluk et, adımın anılıp şanımın yücelmesi için salâtı
ikame et/destek ve çabanı ayağa kaldır” (Taha 20/14).
İnsan kuldur. Kulluk süreklidir. Salât da süreklidir. Zira salât kulun
Allah karşısındaki esas duruşudur. Kul kulluğundan tehlike ânında da
vazgeçemez: “Fakat tehlikedeyseniz, yaya ya da binek üzerinde
(namazınızı) eda edin!” (Bakara 2/239). Kulluk savaşta dahi terk
edilemez. Sıcak bir çatışma ihtimali varsa, namaz tek rekâta kadar
düşürülebilir. Teçhizatını kuşanmış olan müfreze nöbetleşe namazını
eda eder (Nisa 4/101).
Salât Allah ile sohbettir
Salât ilâhî randevuya gelmektir. Allah’la iletişim kurmaktır. Yani
salât sohbet-i Rahman’dır. Namazda okunan Kur’an üzerinden insan
Rabb’iyle söyleşir. Hz. Peygamber Fatiha’yı Allah-insan arasında bir
diyalog olarak okumuştur.
Kul, “Hamd olsun âlemlerin Rabb’ine” dediği zaman Allah der ki:
—Kulum bana hamd etti.
“Er-Rahman er-Rahim” dediği zaman Allah der ki:
—Kulum beni sena etti.
Müzzemmil Sûresi’nin ilk âyetleri Hz. Peygamber’in bu okuması ışığında
bir daha anlaşılmalıdır: “Sen ey ağır yük yüklenen (Nebi)! Kalk
gecenin ilerleyen bir vaktinde! Gece yarısı, ondan biraz önce ya da
sonra (fark etmez); ve oku Kur’an’ı sindire sindire. Çünkü biz sana
ağır bir söz indireceğiz; elbet şu gece dirilişi var ya: işte o pek
derin bir iz bırakır ve okuyuş açısından daha bir etkilidir”
(Müzzemmil 73/1-6).
Salâtın en büyük tarafı, Kur’an’ın şahadetiyle zikrullah oluşudur:
“Salâtı ikame et, çünkü salât (insanı) bellibaşlı her tür çirkinlikten
ve kötülükten alıkoyar; hele zikrullah en büyük boyutudur” (Ankebût
45).
“Zikrullah”, iç içe geçmiş iki anlamı birden barındırır: “Allah’ı
zikir” ve “Allah’ın zikri”. Zaten sohbet de iki taraf ister. İnsan
salât ile Allah’ı zikreder. Gerçekte Allah insanı zikredince insan
salâtla buluşur. Salâtla buluşan secdeyle buluşur. Secdeyle buluşan
Allah’a yaklaşır (‘Alak 96/19).
Salât yaratılış amacını bilmektir
Anlamlılık ve amaçlılık yaratılışın temel kanunudur. Hiçbir şey
anlamsız ve amaçsız yaratılmamıştır. Bir varlığın yaratılış amacına
uygun hareket etmesi o varlığın salâtıdır. Tıpkı kuşların salâtından
bahseden şu âyette buyrulduğu gibi:
“Sen (ey insan)! Göklerde ve yerde bulunan her bir varlığın -kanat
çırpan kuş katarlarına varana dek- Allah’ın yüce kudretini
dillendirdiğini fark etmez misin? Doğrusu onların hepsi de, O’na
salâtı bilmektedir. Allah onların hareketlerini de bilmektedir” (Nûr
24/41).
Yukarıdaki âyette salât olarak geçen şey, şu âyette tesbih olarak
karşımıza çıkar: “Yedi gök ve yer ve onlarda yaşayan her bilinçli
varlık O’nu tesbih ederler” (İsra 17/44).
Ehli Sünnete göre, Allah, namazı farz kılmıştır. Bu nedenle, sabah,
öğle, ikindi, akşam ve yatsı olmak üzere günde beş vakit namaz
kılınması gerekir. Oysa Kuran hem beş vakit hem bu vakitlerde kılınan
namazın sadece kıyam ruku ve secde olarak şekli vardır. Gerisinde ne
okunacak ne kadar kılınacak bilinmemektedir.
Kuran’ a Göre Namaz Vakitleri Hangileridir ?
Kur’an’da kılmakla yükümlü tutulduğumuz namaz üç vakit olarak
gösterilmiş ve adları verilmiştir:
1- Fecir namazı (sabah namazı) (şafak sökmesinden güneşin doğuşuna kadar),
2- Vüsta (orta namaz) (günün ortasında öğle yada ikindi adıyla kılınan namaz),
3- İşa (günün batışından sonra akşam yada yatsı adıyla kılınan namaz)
(Güneşin batışından şafağın söküşüne kadar)
Taha suresi 130. ayeti,
“Güneşin doğuşundan önce (sabah namazı), gecenin bazı saatleri (yatsı
namazı) ve gündüzün iki ucunda tespih et (namaz kıl)”
Oysa kuranda durum çok açıktır “ Onlar ki, ayakta iken, otururken,
yatarken Allah’ı anarlar; Göklerin ve yerin yaratılmasını düşünürler
de derler» (Âli İmran Suresi, ayet 191)”
Aleviler, Topluca ibadetlerini Ayn-i Cem ’lerde yaparlar. Burada
birbirlerine sırtını dönerek değil, halka şeklinde, cemal cemale (yüz
yüze) gelmek suretiyle otururlar. Buna, halk arasında halka namazı da
denilir. Bu oturuş şekli, insana ve Hakk’a duyulan saygı ve sevgiyi
ifade eder.
Aleviler Kabeyi, Hak evi olan insanın gönlünde ararlar, başka yerlerde değil.
Hacı Bektaş Veli, gerçek Kabenin insan olduğunu; insanın insana ve
insanlığa yönelmesi gerektiğini, şu dizeleriyle ifade etmektedir:
– Ellerin Kabesi var,
-Benim Kabem insandır.
Alevi-Bektaşi ozanlarından Edip Harabi (1853-1915), bu konuyu şöyle
dile getiriyor:
Du­va­ra kar­şı secd et­mek bi­ze ne ha­cet
Bi­zim na­ma­zı­mız­da Al­lah ima­m›­mız­dır.
İbadette gösteriş ve şekilciliğe kaçanlara, H.Bektaş Veli şöyle diyor :
Her ne ararsan kendinde ara/ Mekke’de, Kudüs’te, Hac’da değildir./
Dinine dizlerin­le de­ğil, gön­lün­le bağ­lan.
Allah’a, her tarzda ibadet edilebileceğini, Kur’an-ı Kerim’in bu ayeti
açıkça gösteriyor.
Bu nedenle Aleviler, sadece belli zamanlarda, belli şekillerde
cennete gitmek için değil, her yerde, her zaman Allah’ı anarlar.
“HAK-MUHAMMED-ALİ” üçlüsü her zaman, her yerde dillerinde ve
gönüllerindedir.
Bu ise bize namazın yani gerçekte saladın her yerde her an ve daima
olması gereğini çıkarır ki ; Alevi Bektaşilerde salad-ı daim vardır.
Her an Hakkın huzurunda olma halidir.
Cami’ye gelince burada da caminin aslı mesciddir. Mescid sadece
ibadet edilen yer değil toplum olaylarının görüşüldüğü birlikte lokma
yendiği muhabbet meclislerinin kurulduğu ve evsiz suffa ehlinin
kaldığı yerdir. Kısaca Peygamberin mescidi ile bugün ki cami de
birbirine uymaz.
Peki Aleviler neden camiye gitmezler;
Camiye aslında mescide gidilmez, namaz kılınmaz /yani salad edilmez
diye bir yasaklama yoktur. Gidenleri de, gitmeyenleri de
kınamazlar.Herkes dilediği yerde, dilediği şekilde, özgürce ibadetini
yapabilir, başkasını da rahatsız etmemek suretiyle.
Tarihsel olarak, Alevilerin camiye gitmeyişlerinin başlıca nedeni,
Hz.Ali’nin mescitte ya da mescide giderken şehit edilmesi ve daha
sonrasında ise Emevi halifeleri döneminde, Muaviye’den Ömer bin
Abdül’Aziz’in zamanına dek, camilerde Ehl-i Beyt’e, yani Ali evladına
küfredilmesinden ve kötülükler yapılmasından kaynaklanır.

Abdal Yesari

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.